Moda Blogu Kişisel Olduğu Sürece Değerlidir !

15 Şubat 2010 Pazartesi


Geçtiğimiz günlerin yükselen trendi olan "moda bloglarının moda sektöründeki yeri ve önemi" başlıklı tartışma konusu, Istanbul Fashion Week sonrasında daha da alevlendi. Bu konu üzerine yapılan yorumdan biri de moda tasarımcılarımızdan Hatice Gökçe'ye aitti:


" Moda blogunda farklı göz şart. Dünyada artık moda haftalarında blog yazarları da en ünlü moda yazarlarının yanına yerleşiyor. İstanbul Fashion Week’te de blog yazarlarına akreditasyon verildi...
Her önüne gelenin kendi keyfine göre yorumluyor olması rahatsız edici bence. Davet ediliyor olmalarına bu anlamda biraz daha sert bakıyorum. O moda blogunun, başkalarının görmediği neyi ifade ettiğine bakmak lazım. Yurtdışında kişilere zarar vermeden, yapılan iş üzerinden hareketle yorumlarını çok başarılı bir şekilde yapabiliyorlar. Ama Türkiye’de bu yorumların yerinde yapılabildiğini zannetmiyorum, biraz kişisel olduğunu düşünüyorum bazı şeylerin. Blog yazarının kimsenin göremediği bir noktayı görüp, gösteriyor olması gerekiyor... Türkiye’de bu anlamda çok az sayıda blog yazarı olduğunu düşünüyorum. "


Hatice Gökçe'nin yorumundaki "kişilere zarar vermeden, yapılan iş üzerinden hareketle yorum yapabilmesinin doğru olduğu" fikrine katılıyorum ancak "Blog yazarının kimsenin göremediği bir noktayı görüp, gösteriyor olması gerekiyor..." cümlesine kesinlikle katılmıyorum. "Bunu yapabilirsek ne ala ancak bu bir zorunluluk değildir" diye düşünüyorum.

Benim fikrime göre, blog denilen "kişisel" bölgede, izleyen kişinin söyleyen ile kendini özdeşleştirmesi söz konusu oluyor. Bir çok moda sever internet kullanıcısı, birbirinden farklı bir çok blogu buluyor ve okuyor, bazılarını beğenmeyip bir daha ziyaret etmezken, bazılarını kendi zevkine uygun buluyor ve sadık bir takipcisi oluyor. Bu noktada bir blogu seven ve takip eden izleyicisi bir süre sonra, zevkini ve fikirlerini kendisine yakın bulduğu bu kişinin tavsiyelerini ciddiye alıyor.

Bir izleyicinin bir blogu sevmesinin ve takip etmesinin temel nedeni yazan kişinin "kişisel fikirleri"ni duymak ve öğrenmek oluyor. Bu noktada blogu yazan kişinin beğenisi, izleyen için önemli oluyor çünkü o izleciyi zaten bir süredir yazarın kişisel tercihlerini inceleyip kendisine uygun kısımlarını çoğunlukta bulduğu için bu blogu takibe devam ediyor.

Bir noktadan sonra blog yazarının beğendiğini dile getirdiği konular zaten genel anlamda izleyicisi ile paralellik gösterdiği gibi, beğenmediğini söylediği konularda büyük olasılıkla izleyicisinin zevkine hitap etmiyor. Burada beğenisini dile getiren blog yazarı bunu bir moda otoritesi gibi değil okuyucusunun bir arkadaşı olarak yapıyor.

Bence moda bloglarının karşı karşıya kaldığı temel zorluk, moda sektöründe Moda Blog'larının kendilerini birer moda otoritesi gibi gördüğünü varsayan yapı. Moda blogları moda konusunda ahkam kesen birer yayın organı olarak değil yazan kişinin kişisel beğenisini ve fikirlerini, o beğeni ile paralellik kuran izleyici ile bir araya getirdiği bir platform olarak görülmeli bence. En azından benim görüşüm bu yönde.

Burada karıştırılmaması gereken bazı noktalar var elbette. Örneğin blogda yazılanların ve yapılan olumsuz eleştirilerin uzun uzun düşünülüp, iyi bir süzgeçten geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. "Söylemek istediklerinizi mümkün olduğu kadar kimsenin canını yakmadan söylemeye çalışmak önemlidir" diyorum. Ancak beğendiğiniz veya beğenmediklerinizi ince bir dille paylaşabildikten sonra kişisel fikrinizi beyan etmekte bir sakınca olmamalı kanımca.

"Peki ama moda blogları madem bu kadar kişisel moda haftalarına "basın" adı altında davet edilmeye hakları var mı?" diyeceksiniz, biliyorum.

Modayı seven ve emeğe değer veren biri olarak geçtiğimiz hafta gerçekleşen IFW organizasyonunda "basın" olarak defileleri izleyen ve ardından basın odasında "göğsü açılan bir manken vardı onun resmini hemen gazeteye geçelim de önce biz basalım" cümlesini kurabilen "basın mensuplarından" daha mı az hak ettiğimizin yorumunu sizlere bırakıyorum...

Blog Widget by LinkWithin

38 comments

FashioNordic dedi ki...

İconjane,koyduğun yazıyı gerçekten çok anlamlı buldum. Yaptığın yorumlar da çok yerinde.Hatice Gökçe'nin ilk önce "kendi keyfine göre yorumluyor olmaları yanlış" fikri zaten tartışılır. Blog zaten kişisel bir alan tabiki blog yazarı kafasına göre yorum yapacak ve dediğin gibi onu takip edenlerde zaten o kişinin zevkini ve yorumlarını kendine yakın bulanlar. Bahsettiği gibi "sosyal bir mesaj" verme ve "doğru yorumlama" amacı olması beklenemez bu sanal alemdeki zamane günlüklerinin...Tam tersi "kişisel yorumlar" olmalı ki "konunun uzmanı olmadan ahkam kesmek" sayılmasın yazılanlar...

Stockholm Moda Haftası'nda blogger'lara vip yerler ayrılmış, basın dosyaları ve hediyelerden verilmişti. Çok hoşumuza gitti. Aynı şeyin İFW'te de yapıldığını görmek güzel. Kimin hak edip kimin hak etmediği konusu ise tartışılır.Verdiğin örnekte çünkü oraya gelen magazincinin görevi de "magazin" haberi bulmak, çağrılma sebebi de magazin manşetlerinde de yer almak zaten.(zamanında bu işin içinde olan biri olarak söylüyorum bunu). Aynı şekilde takipcilerine o kadar emek vererek moda haberlerini derleyen blogger ların da hakkı olduğu gibi...

16 Şubat 2010 00:40
Siu dedi ki...

Alkışlıyorum seni..

16 Şubat 2010 01:33
MODAretör dedi ki...

Moda blog yazarlarının IFW'de ya da diğer organizasyonlarda basın gibi görülmesi doğru bence; çünkü bir modaseverin gözünden moda, trend ve style yorumları farklıdır, bir gazetecinin gözünden farklıdır. Benim için "daha iyi eleştirel göz" moda blog yazarıdır. Kaldı ki moda blog yazarlarının daha çok kişiye ulaştığı şüphesiz. Yurtdışında moda blog yazarlarına daha fazla değer verilmekte, çünkü onlar bu işi titizlikle ve kişiselleştirerek yapabilmekteler.Bu durumdan da yarar sağlayan merciler var. Türkiye'de yeni yeni gelişmeye başlayan bir olgu blog yazmak ve blog takip etmek.

Beni rahatsız eden durum olayı fazlaca kişiselleştirmek. Mesela moda blog yazarı fırfır detayından hoşlanmıyordur ve koleksiyonunda fırfır detaylarını çoğunlukla kullanan modacının tasarımları hakkında "fırfır detayları da çok itici" yorumunu yapıyorsa bu yanlış ve fazlaca kişiseldir. Böyle yorumları da görüyorum bloglarda. Sonuçta moda her ne kadar popüler olanı giymek olarak algılansa da tercih ve arz talep meselesidir bir yerde. Hatice Gökçe bu durumdan dem vurmuş olabilir diye düşünüyorum, keza ben de rahatsızım bu durumdan.

16 Şubat 2010 04:13
Coşkun Hürsel dedi ki...

Sevgili iconjane, bu önemli yazına bir yorum yazayım diye başladım, ama çok uzayınca kendi blogumda müstakil bir yazı oldu:)
http://kurksever.blogspot.com/2010/02/moda-bloglarn-ciddiye-almak-gerekir-mi.html

16 Şubat 2010 04:47
Fashion Mini dedi ki...

İconjane yazdığın her kelimeye katılıyorum,Hatice Gökçenin "Blog yazarının kimsenin göremediği bir noktayı görüp, gösteriyor olması gerekiyor..." sözü tartışılır bence, bloglar şahsa ait kendi izlenimlerini paylaştığı noktalar dolayısıyla ben içimden geçeni bu platformda paylaşırım illa ki insanların gözüne bişeyler sokmak için bu blogları açmıyoruz..

16 Şubat 2010 08:16
iconjane dedi ki...

@FashionNordic teşekkür ediyorum güzel yorumlar için. elbette davet edilmek mutluluk verici bir durum ben de buna sevinenlerdenim ama daha ince elenip sık dokunması taraftarıyım.
Magazin basını konusuna gelince, Moda Haftaları bir kırmızı hali olayı ya da bir ödül toreni değildir. Dünya çapınca moda haftalarında derinlikli haberler moda yorumları olurken Türkiye'de ana yemeğin göğsü açılan manken ve defile izlemeye gelen sosteye mensubu olması, moda yorumlarının sos olarak kullanılması rahatsız ediyor beni. Bu konuda hem okuyucudan hem de yayıncıdan hassasiyet ve tepki gerekiyor bence.

16 Şubat 2010 10:15
iconjane dedi ki...

@MODAretör sevgili MODAretör her sektörün iyisi ve kötüsü vardır. Bloglar gazetecilerden daha eleştirel yaklaşımına katılamıyorum. Moda gazetecisinin, moda blogger'ının da sana veya bana gore iyisi ve kötüsü olabilir. Sektörel anlamda genelleme yapmayı doğru bulmuyorum kendi adıma.

Fazla kişiselleştirmek konusunda da benim fikrim farklı yönde. Blog yazana özel bir alan bana göre. Burada isteyen istediği kadar kişisel olabilir. ANCAK burada blogun değerini zaten belirleyecek ama iki unsur oluyor bence.

1. Blog izleyicisi... Fazlaca kişisel yazıldığını düşündüğün yazı zaten ancak o fazlaca görüşü içselleştirebilen izleyici tarafından takip ediliyor dinleniyor. O fazla kişisel görüş de eninde sonunda (günün moda trendi açısından doğruluk taşımasa da) izleyenin de düşüncesi ile pararlel oluyor. Fırfır sevmeyen yazarın fırfır sevmeyen izleyicisi oluyor, ya da izleyici bu konudaki olumsuz fikrini beyan edebiliryor...

2. Organizasyon ve PR şirketleri... Bence bir blogu değerli kılma konusunda en önemli unsurlardan biri de Moda Haftalarını organize eden ve tasarımcıları temsil eden PR şirketleri. Yani aslında Hatice Gökçe'nin yazıda şikayet ettiği "moda blog yazarlarına verilen akreditasyonu" yönlendirme yetisi kendi elinde.
Bu tür organizasyonlar öncesinde "Moda Blog" adı altında geçenleri bıkmadan usanmadan incelemek ve hangilerinin davet edileceğine karar vermek organizasyondaki şirketin ve tasarımcı temsilcilerinin elinde.

Bu seçimi içeriği göz ardı edip sadece izlenme oranına göre yapmak ise büyük hata olur bence.

Örneğin, Seda Sayan konserini izlemek ve yorumlamak için izlenme oranı çok olan ama içerinde Bülent Ortaçgil'i veya Jazz'ı ele alan bir müzik blogunu davet edip, konseri sadece teknik açıdan yorumlamasını beklemek ne kadar doğru olur. "Seda Sayan hiç detone olmadı, orkestra uyumu çok iyiydi ama ikinci kemancı iki kere nota kaçırdı" gibi bir yorum istemek ve "Seda Sayan'ın ki de müzik mi?" şeklinde eleştiri alınca da "Her önüne gelenin keyfine göre yorumluyor olması rahatsız edici" demek komik olur bence.

Herkes durumdan şikayet ediyor ama kimse çözüm önermiyor. Benim çözüm önerim bu yönde. Her sektörün iyisi kötüsü olur.. Bunu ayırdedip markanın hitap ettiği hedef kitle ile paralellik gösteren Moda Blog'larını bulmak da davet edenlere düşer diye düşünüyorum.

16 Şubat 2010 10:33
iconjane dedi ki...

@Siu teşekkür ederim Siu, amacım alkış değil ama herkesin fikrini duyabilmek ve rahatsızlık veren durumlara çözüm üretebilmek : ))

@Coşkun Hürsel ne mutlu bana ilham verebildiysem sizlere : ))

@Fashion Mini yorum ve destek için teşekkürler Mini.. Herkesin fikrini söyleyebildiği ve herkesin bu fikirler arasından istediğini seçmeye hakkı olduğu bir platform diliyorum uzun vade de hepimize : )

16 Şubat 2010 10:40
Aslı Cin dedi ki...

İcon'cuğum yazdıklarının kiminde haklı olduğunu düşünsem de ben Hatice Gökçe'ye hak veriyorum. Hatta dün Trendometre'ye twitte yazdım, her stil sahibi olduğunu düşünen blog açarsa ve ahkam keserse işleri zor diye.

Biliyorsun bahsettim ben de bir jean markasına koleksiyon hazırladım geçmişte. son 10 yıl kumaş tasarımcısı olarak çalıştım. Her gün yeni ürün çıkarıyorduk, bir çok şey onlarca kez düzeltiliyordu, emek, vakit ve şirket olarak bir o kadar da nakit harcanıyordu. İçimize sindiğinde değil hep son dakika koleksiyon tamamlanıyor ve bir oh çekiyorduk.

Sonra ne mi oluyor?

İşi bilen müşteriler ya tarzlarına uygunsa beğeniyor, yada kibarca onlara hitap etmediğini söylüyorlardı. Bizi deli edense benim okulumdan 3 ay önce mezun olmuş merchandiser asistanının asistanı tiltindeki insanların müşteri koltuğunda bize ahkam kesip bilip bilmeden o kadar ince çalışmaları elinin tersi ile itmesi oluyordu. İşi bilenle bilmeyeni öyle ayırırdık.

Ben 96 yılından beri tekstil tasarımın içindeyim ve kendisini çok iyi anlıyorum. Onun kadar emek verememiş biri olarak onu acımasızca eleştirmeyi kendimde hak olarak göremiyorum. Bu sebeple ben de blogumda genellikle beğendiklerim hakkında fikir yazar ancak gerçekten özensiz şeyler varsa gündeme getiririm, beğenmediklerimi es geçerim. Bu da blogumun benim kişisel fikirlerimden meydana gelmesine rağmen karşı tarafın emeğini de görmezden gelemeyeceğim içindir.

Ben beş yıldır herkesi blog açmaya davet ediyorum ve moda - stil bloglarının artmasından memnunum, insanların kendini ifade etmesi, modanın sokak modasından beslenmesi heyecan verici. Ama biraz empati yapalım bakalım, o zaman ne düşüneceksiniz?

Herkese sevgilerimle

16 Şubat 2010 11:09
iconjane dedi ki...

@Aslı Cin Aslı'cım benim de yazımda belirttiğim gibi eleştirel yaklaşmanın da bir yolu ve tarzı olmalı, bu konuda sana katılıyorum.

Ancak benim dertli olduğum kısım Moda Blog'larının kişisel oluşlarından dolayı olumsuz olarak kategorize edilmesi.

Blog herkese açık ve serbest bir meydan. Bu noktada kimse kimseyi susturamaz. Yani tasarımcı için çözüm önerisi "her önüne gelen yorum yapmasın olamaz" maalesef.

Tasarımcı ile empati kurmaya çalışmak oldukça yapıcı bir öneri ve herkesin de deneyebileceği bir durum ancak bu tasarımcı tarafından dem vurulan sorunu kökten çözmez benim fikrimce.

Ne söylendiğinden öte kimin söylediği önemlidir... Burada kimin sözünün önem arz ettiğini de üretimi yapanların şekillendirmesi mümkün. Çözümü bu platformda da düşünmek verimli sonuçlar sağlayabilir bence.

16 Şubat 2010 11:22
*STYLEBOOM* dedi ki...

açıkçası bu konunun konuşulmasını da en az IFWnin bloggerları kapsaması kadar güzel bir gelisme olarak degerlendiriyorum.bir yandan da bu konunun da yani moda blogu yazma ve moda bloggerlarini sorgulama olayinin da bir trende kaydigini dusunuyorum, o yuzden de zamanla bence taslar yerine oturacak. reklam kampanyalarinin once bloglara dusmesini elestirmekle baslayan trend, alber elbazin moda bloggerlarindan korktugunu hadi "cekindigini" ifade etmesiyle, marc jacobsın onlarsiz bir gun dusunemedigini belirtmesiyle, tavi'nin devasa fiyongunun bir grazia editorununun gorusunu kapatmasiyla devam etti, ve en son da hatice gokcenin yorumunu duyduk, ki kismen dogru ama kismen de gereksiz buluyorum. coskunhursel'in uzun ve kapsamli yazisini da guzel noktalariyla tebrik ediyorum.

gecen yil da bu yil da fashion weekteydim, gecen yil sansli davetlilerden biriydim cunku organizasyonun icinde sayilirim ama hissettigim eksiklik kesinlikle kendim de iclerinden biri olarak bloggerlardı,anlık takip ve fikir saglayan, ticari kaygi ya da okunma derdi gutmeden haberleri verebilecek olan. IFWye bloggerlar davet edilebilsin diye ben kisisel olarak cok ugrastim hem ITKIB, hem organizasyon firmasina her defasında, yerli yersiz her firsat buldugumda bunu belirttim, dergiler yetisene ve backstage ve defilelerden bir kac fotografa yer verene kadar IFWnin sadece bir mankenin gogsu, ya da bir unlunun katilimi ile anilmasindan kurtulmak istiyorsaniz buna mecbursunuz dedim ki gercekten de oyle dusunuyorum, kendi ulkesinde kendi kultur baskentini moda sehirlerinden biri yapmaya calistigini iddia eden bir etkinlikten frikik ve celebrityden fazlasini gormek istiyor disaridaki insanlar, defile resimlerini tek tek gormek, ne moda olacak bilmek, tasarimcilarimiz ne asamaya gelmis takip etmek istiyor, bunu da zaten zevkine ve begenilerine en yakin buldugu, arkadasi gibi gordugu ve uslubundan hoslandigi bloggeri okuyarak yapabiliyor.

bu ugrasimi her hamleyle suslerken sonunda basarili oldum(sadece "genc" tasarimcilarin ve ITKIBin destegine de tesekkurler:)) ve blogger davet kisiti olarak da oncelikle icerik ve takipci sayisini dikkate almak gerektigini belirttim, tabiiki top onlardaydi ama ornegin meshur 100de cikan nilerturk, takipcileri binlerce ve oldukca sadik olan stildirektoru ya da lacinetel gibi bloglari sansa birakmadan ozellikle belirttim, icerigini her zaman sofistike buldugum ama o donemler benimki gibi 200-300 civarinda izleyicisi olan iconjane, fashion boost ve bir kac arkadasimi daha, maalesef cok az sayida bulunan erkek moda bloggerlarından eymeni ozellikle belirttik. koleksiyonlardan alacaklari ilhamla cok guzel DIY projeleri okuyuculariyla paylasabilecek bu konuda cok iyi bazi blogculari da dusunduk.

yurtdisina kiyasla daha street, daha yenilikci ve cesur, daha bir tarz yaratmaya odaklı ya da modacilar/markalar uzerinde fazlasıyla etkili top bloggerlarimiz bence henuz yok, ama bu bloggerlarin basini kucukken ezmek anlamina da gelmiyor. tabii ki herseyin "uc"larda olmasi hos degil ne bloggerlari bagirlara basmak gerek illaki ne de tu kaka demek.

bence:)

16 Şubat 2010 11:41
Aslı Cin dedi ki...

:) Ben zamanla blog - ve ilgili sektör arasındaki dengenin zamanla oturacağını düşünüyorum, benim nacizane önerim, daha yapıcı eleştiriler yapalım, kırıcı olmayalım, sadece yazmak için yazmayalım, söyleyecek sözümüz varsa söyleyelim, ama gün geldiğinde de söyledikleirmizin arkasında duralım. Geçen haftaki yazımda ben de bunu anlatmak istemiştim.

http://modamutfagi.blogspot.com/2010/02/moda-bloggerlar-dedikodusu.html

Okudun mu?

Tabii ki blog kişiseldir. Bu sebeple kimseyi kırmak, yermek yada eleştirmek istemeden şunu da

http://modamutfagi.blogspot.com/2010/02/fashion-is-form-of-ugliness-so.html

yazabilmeye cüret ettim.- Utanmaz ben !!!- Çünkü bu benim görüşüm. Okuyan katılır yada katılmaz. Unutmayalım ki her birimizin burada ortak noktada buluşsak da geçmişi, birikimleri ve zevkleri ayrı. Zaten blogları güzelleştiren de bu çeşitlilik. Kozmopolit yaşamayı öğrenmeliyiz.

"Kişinin özgürlüğü, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter" Derler.Sadece buna dikkat etmeli diye düşünüyorum.

16 Şubat 2010 11:44
MODA CADISI dedi ki...

Aslı'nın da dediği gibi emeğe saygı önemli bir konu, bazen biraz göz ardı edilebiliyor ve bir çırpıda harcanabiliyor buna dikkat etmek gerekli. Onun dışında neredeyse 2,5 yıldır blog yazan biri olarak blog sayısındaki artışı uzun süredir takip edebiliyorum ancak her alışverişi seven, bir kaç tasarımcıyı takip eden kendi blogunu ve yazdıklarını vazgeçilmez ve önemli görüyor orası kesin ama önemli olan diğer insanların onun ne dediğini ne kadar dikkate aldığı.IFW'de blog yazarlarının davet edilmesi çok güzel bir olaydı ancak ben dahil olmak üzere tüm bloglarda benzer konuların bir biri ardına işlenmesi bana kalırsa biraz bilgi kirliliği yarattı, burada farklılık yaratan blog sahibinin olayı nasıl ele aldığı ve yorumları,bu da blogun kişişel bir şey olduğunun en sabit göstergesi. Sonuçta bloglar kişisel olduğu ve dergi gazete gibi yayın organlarının kaygılarını taşımadığı için daha özgür ve samimiler ancak bu her moda blog yazarı da, konudan anlıyor sonucuna ulaştırmaz, zaten kimin ciddiye alınıp alınmayacağı zaman için de belli olacaktır. Hatice Gökçe'ye bazı yönlerden hak veriyorum ancak daha önce çalışmaları hakkında bildiğimiz basın organları tarafından belli çerçevede yorumlar aldığından, daha önce eleştirilmemiş veya çalışmalarına farklı gözle bakılmamış olduğundan bloglarda yazılanları yadırgamış olabilir ancak Suzy Menkes'in de dediği gibi moda artık bir monolog olmaktan çıktı,bir konuşmaya döndü, bunu da artık kimse değiştiremez ve engelleyemez :)

16 Şubat 2010 11:49
iconjane dedi ki...

@Styleboom @Asli Cin @MODA CADISI

: )) tek tek yazmıyorum ve hepinize yorumlar için teşekkür ediyorum.

Moda blogu, Moda yazarı ve Moda tasarımcısını Türkiye'de moda sektörünün daha da iyiye gitmesi açısından birlikte hareket eden bir yapı olarak görürsek ve yapıcı eleştiriler yapabilirsek, tasarımcılar da bunları kişisel saldırı değil de birer yapıcı öneri olarak alabilirse bence harika adımlar atabiliriz.

Nacizane fikrim budur : P

16 Şubat 2010 11:53
nar dedi ki...

Yeni bir blogger olarak, Hatice Gökçe'nin tamamen haksız olduğunu söyleyemem. Çeşit çeşit blog, çeşit çeşit te blogger var. Bazıları; donanımlı, bilgili, ilgili, kimi zaman yaratıcı iken, bazıları da; bilgisiz, özensiz, dikkatsiz ve fazlasıyla yanıltıcı olabiliyor. Bazen bakıyorum, moda konusunda haber postu yapan bazı bloggerlar, acelecilikten, dikkatsizlikten ve araştırma yoksunluğundan, eski resimleri yeni zannediyorlar, yoruma açıyorlar, eski koleksiyonlardan yeni diye bahsediyorlar ve daha neler neler... İş, keyif, hobi, uğraş, her ne olarak adlandırıyorsak yaptığımız şeyi, biraz özenli olmalıyız bence. Blogger basın mensuplardan tamamen farklı bir yerde çünkü yaptığı şeyi öncelikle kendisi için yapıyor, önce kendisine daha sonra başkalarına beğendirmeli. Sonra; kırıcı ya da yıpratıcı olamadan kendi bakış açısıyla,özgürce, çekinmeden yazabilmeli ama mutlaka kendinden birşeyler olmalı ki, farklılık, çeşitlilik, zenginlik olsun!
Eski bir izleyici olarak ta şunu söylemeliyim ki; IFW'de çoook sıkıldım bloglardan; fikirlerini farklı fotoğraflarla süsleyen, kendi tarzını bizlere yansıtan, işin magazinsel boyutunu da algılayan, daha kişisel, daha renkli, daha dinamik ve güncel bloglar HARİÇ!!!

fashionnar@blogspot.com

16 Şubat 2010 12:51
Siu dedi ki...

Alkışlama sebebim değindiğin konunun güzelliği..
"Blog yazarının kimsenin göremediği bir noktayı görüp, gösteriyor olması gerekiyor..." sözüne ise tam anlamıyla katılmıyorum. Bence bunu yapması gerekenler bu konuda eğitimi olanlar.. tamam bloggerlara da iş düşüyor ama herkesin kendi dünyası, kendi bakış açısı var ve durup o yönden bakıyor olmaları daha güzel.. herkes farklı bir noktaya takılıp o noktaya değinmeli.. bir fotoğrafın altındaki tüm yorumlar aynı olmamalı??

16 Şubat 2010 12:53
Fail Blog dedi ki...

şimdi musadenizle moda sektorunden olmayan ancak moda blogu takip eden bir nefer olarak ben de 2 kelam etmek istiyorum bu konuyla alakalı. Bu arada yorumlar da 4096 karakterden fazla olamıyormus, o yuzden bolerek yazacagım, demek ki blogsahibesi bizim en fazla 4096 karakter kelam etmemiz kadar soz hakkı veriyor bize!

ancak benim burada madalyonun iki yuzu ile ilgili de soyleyecek bir seylerim var. once hatice gokce tarafından baslayayım..

simdi, bugun dunyada binlerce tasarımcı, yuzlerce moda haftası dahilinde binlerce defile gerceklestiriyor. peki bunun en nihayetinde amacı nedir? cok basit, mal satmak. evet, mal satmak ve para kazanmak.

sozumuzu unutmadan hemen hatice gokce'nin websayfasına gidelim ve ufaktan inceleyelim. 1 erkek 1 bayan koleksiyonu var, super, işte kendisine ulasabilecegimiz bir adres (dukkan mı showroom mu bilen var mı aranızda?, ben bilmiyorum sahsen) ve en sag tarafta da hatice hanım'ın biyografisi. simdi ingilizce biyografiyi aynen asagıya copy paste ediyorum:

HATİCE GÖKÇE BİYOGRAFİ
Hatiçe Gökçe Moda Tasarım Firması'nın kurucusu ve yaratıcı yönetmeni Hatice Gökçe, 1973 yılında Şanlıurfa'da doğdu. İstanbul'da yaşıyor. Türkiye'nin sayılı tekstil ve moda okullarından olan Mimar Sanatlar Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden 1998 yılında mezun oldu. Aynı yıl kendi adıyla tasarım atölyesini kurdu.Deneysel çalışmayı benimseyen ve özellikle yenilikçi kumaş tasarımlarına da imza atan Gökçe, aynı zamanda Türkiye'nin önemli kuruluşlarından Flokser Group, Abbate, Bil's Gömlek, Erenko Tekstil gibi şirketlerde moda tasarım danışmanlığı görevlerini üstlenerek çok özel çözümler üretiyor. Hatice Gökçe Moda Tasarımcıları Derneği'nin (MTD) kurucusu ve yönetim kurulu üyesidir. Ayrıca her türlü sivil toplum ve sosyal faaliyetlerde aktif görev almaktadır.

Erkek giyiminde Türkiye'de ilk isim olan Gökçe, avant - garde tasarımları, defileleri ve sıradışı etkinlikleri ile Türkiye'de ve yurtdışında pek çok başarıya imza atmış, 1999 yılında Japonya'da düzenlenen yarışmada Uniqoe Desing (Eşsiz Tasarım) ödülü, 1998 yılında Türkiye'de katıldığı yarışmada erkekler için hazırladığı koleksiyonu ile de En İyi Tasarım ödülü ve pek çok mansiyon aldı. Almanya'nın Dusseldorf ve Berlin şehirlerinde "Işığa Övgü" , "Authorize" ve "Angel Dust" gibi daha pek çok defile gerçekleştirdi.

16 Şubat 2010 13:25
Fail Blog dedi ki...

Tasarımcı "Hatice Gökçe" markasını geleceğe taşımak amacıyla, profesyonel kişi ve kurumlarla işbirlikleri oluşturmaya özen gösterirken alanında başarılı sanatçılara da günlük yaşamları ve özel etkinlikleri için tasarımlar hazırlıyor. Ayrıca pek çok tiyatro oyunu ve reklam filmi için özel projeler gerçekleştiriyor.

Hatice Gökçe 1999 yılından bugüne kadar Bread&Butter, Tokyo, CPD Dusseldorf, Pret a Porter fuarlarında koleksiyonlarını sergiledi.

Evet, tekrar konuya donelim bu bio'yu okuduktan sonra, kısa bir ozet ogrenmek istiyorum musadenizle, peki "what on earth does hatice gokce do???" yine bio'dan copy paste, kendisi cok fantastik kumaslar tasarlıyor ve Türkiye'nin önemli kuruluşlarından Flokser Group, Abbate, Bil's Gömlek, Erenko Tekstil gibi şirketlerde moda tasarım danışmanlığı görevlerini üstlenerek çok özel çözümler üretiyor. yani ustundeki agdalı ve basın bulteni turkce'sini kaldırırsak benim anladıgım sey; hicbirsey! Ayrıca Uniqoe Desing nedir ya? İnsan kendi internet sitesini bir okuyup proofread etmez mi onden ya?

Bio'dan okuyoruz hatice gokce her sene cesitli showlar ve defileler yapıyor, tiyatro vs kostum yapıyor, sahne sanatcılarına kostum yapıyor vs. peki ben bir musteri olarak hangi magazadan hatice gokce satın alabiliyorum, koleksiyonu nerede satılıyor, hangi magazanın hangi satınalmacısı hatice gokce'nin koleksiyonunu satınalıp magazasına koymus satmıs, hangi red carpet etkinliginde hatice gokce bir turk ya da yabancı sanatcıyı giydirmiş? bunu hatırlayan, bilen var mı? ben bilmiyorum sahsen.

ama nedense hatice gokce ya da onun gibigiller nedense her hafta o ya da bu gazetenin c tesi ya da pazar ekinin moda sayfasındalar, fikir beyan ediyorlar, moda haftaları uzerine kelam ediyorlar, vay efendim neden yabancı markalar gelip turkiye moda haftasında koleksiyonlarını bir kez daha sergilerse buradaki tasarımcıların hali nice olurmus, vay efendim bloggerlar soyleymiş, vs vs vs. yahu bi kere de fikir kelam etmeyin de hatice gokce'nin su koleksiyonu burada satısta, bu koleksiyonu indirimde onları gorelim, ama yok sadece kuru laf kalabalıgı.

ticarette basarının sembolu cok acık ve nettir, hatice gokce ve onun gibilerin izledigi yol ise sadece basarının sembolune giden yolun bir parcası. ama hatice hanım maalesef bu parcayı kendine hayat dusturu edinip kariyerini ona gore ayarlamıs durumda (bkz: bio). biraz daha acık olayım, ben de deriyi tanıtma grubundan cukkayı indirip bi sezon karga, oburunde kuzgun yazlık da leylek kolaksiyonları yapsam, koyunun olmadıgı yerde bana da herkes abdurrahman celebi dese, yokluktan tum gazeteler benim fikrimi sorsa, herhangi bir magazada bir tane urunum satılmadan (ya da ben bilmiyorum, uzgunum, ama nedense hatice hanım'ın polemik yaratacak tum fikirlerinden haberim var, gel gor ki bundan yok) bana sadece defile yapmam icin paralar verilse, af buyrun ama benim de totosum kalkar ve blogger'a da konusurum, moda haftasına da!

16 Şubat 2010 13:26
Fail Blog dedi ki...

aslı cin; senin de koleksiyonun tutmadıysa uzgunum ama hayat cok acı, ticaret ondan da acı; ama en acısı "o kimdir ki beni elestirme hakkını kendinde bulabiliyor, benim okulumun yeni mezunu bla bla bla bla" tarzı yaklasım. yani ha hatice gokce blogger'lara kaymıs, ha sen o kızcagız icin bunları dusunmussun, sence ne farkı var? bence yok.

son olarak da bloggerlar, tamam iyi, guzel; blog is the thing, ben de bayılıyorum ukala, kendini cok bi numara zanneden moda medyasının bloglara hasetle bakmasına, dagdan gelenin bagdakini kovuyor olmasına, ama cok cirkin bloglar var be arkadasım; birbirinden araklayan (pardon, esinlenen) mi dersin, turk isi birbirinin arkasından cemkiren mi dersin, bi celebrity yalakalıgı icin kuyruktan ayrılmayan mı dersin acaip seyler bunlar, iste bi sure daha boyle devam edecek, zamanla sapla saman da ayrılır birbirinden, o zamana kadar modacısına da medyasına da blogger'ına da sabır diliyorum.

Ama Hatice Gokce sen ve senin gibi beleşciler icin F A I L diyorum, F A I L, az laf cok iş diyorum, en azından gelecek sezon bi department store'dan ustume bi tane indirimden hatice gokce marka don atlet almak istiyorum, bi tane film festivalinde bi tane sanatcının ustunde adam gibi bi hatice gokce tasarımı gormek istiyorum (karga karga gak dedi sapkasına bile razıyım bak), bi de artık su deri tanıtım grubu falan akıllansın istiyorum, madara oluyorlar bu sekilde!

16 Şubat 2010 13:27
iconjane dedi ki...

@Fail Blog öncelikle uzun yorumun için teşekkür. Kelime sayısı blogger'ın (yani sistem olan blogger'ın) yapısından dolayıdır bana kalsa herkes anlatmak istediği kadar döktürse yeridir...

Ben herkesin istediğini söylemesi taraftarıyım. Millet olarak RTÜK zihniyetini atalım. Benim hoşuma gitmedi konuşmasın demek yerine, hoşunuza gitmeyeni dinlemeyin. Siz dinlemezseniz, onlar dinlemezse kimse dinlemezse zaten yiter gider.. yok ama dinleyeni varsa ona da saygı duymak gerekir.

Bakınız Türkiye'de televizyonu açında duyduğum bir çok kişinin sözüne zerre değer vermiyorum ama dinleyeni de var ki hala başımıza çıkıp konuşuyorlar... Ben beğenmiyorum öyleyse yok olsun diye bir zihniyet bizi ileri değil geri götürür.

Yorum yapan herkesin konuşmak için bir platform beklediğini düşünüyorum. Düşüncelerimizi söylemeden taşların yerine oturmasını beklemek de hayal olur bence.

Bu bağlamda yorum yapan herkese tek tek teşekkür ediyorum ve söylecek sözü olan herkesi dinleyelim diyorum.

16 Şubat 2010 13:42
zui dedi ki...

dediğin gibi herkes kendine yakın bulduğu ve fikirlerini beğendiği blogları takip ediyor ve burda yazılan her şeye katılmak zorunda değil ve zaten o yüzden de bir ''comment'' kutusu var. herkesin kendi görüşü sonuçta ben bir defileyi izlerim bayılırım sen beğenmezsin ve bunu dile getirirsin. bir de moda haftalarına davet edilmelerinden çok hoşnut olmadığını görüyorum ama gelip en önde izleyen bazı sanatçıların bloggerlardan daha fazla mı moda bilgisine sahip olduklarını merak ediyorum. burası kişisel bir alan ve yazılanları isteyen okur, bir pay çıkartır beğenmeyen de umursamaz bile
herneyse bence Hatice Gökçe baya içerlemiş ve madem kendisi yabancı bloggerlarla karşılaştırıyor Türk bloggerları biz de Türk modacıları yabancılarla karşılaştırmaya başlarsak ohoooo o zaman

16 Şubat 2010 13:46
canDirekli dedi ki...

Evet seni izliyorum, okuyorum, fikirlerini beğeniyorum, enerjine ve zevkine de hayranım... fakat şu yazıyla ayakta alkışlıyorum... tamamen saygımın da sonsuz olduğunu belirtiyorum..

"kendi blogunuzu oluşturuné temasıyla bize kucak açan bu tarz portalların giriş cümlesi zaten olayın kişiselliğini tam olarak ön plana çıkartıyor..

kırıcı olmadan, fikir özgürlüğümüzü sonuna kadar kullanabilmeliyiz tabi...

basın olarak ifw de yer almak bence en mantıklısıydı... görsel iletişim kollarıyız/kollarısınız.. daha mantıklı bi etiket olamazdı...

tebrik ederim..

16 Şubat 2010 14:03
StyLe - TuğÇe dedi ki...

Böyle bir konuya değinen sayılı bloglardan olduğun için öncelikle sana teşekkür etmek gerekiyor, hemde biz blogcuların fikirlerini paylaşmaları için otomatikman bir ortam hazırlamış oldun.
Hatice Gökçe'nin açıklamasına gelince bir yönden haklı bir yöndende gereksiz buluyorum çünkü seninde söylediğin gibi blogların en önemli özelliği kişisel ve özgür olmaları, biz bu işi kimse için yapmıyoruz, kendimiz adıma hiçbir karşılık almadan araştırıyoruz, kişisel beğenilerimizi de katarak yayınlıyoruz. Hemde birçok basın organından daha fazla takip edilip, daha fazla yorum alıyoruz, anında güncel, insanlarla fikirlerimizi paylaşabiliyoruz. Ama bu demek değilki bu kimsenin göremediklerini göstermek zorundayız, yani bu bir zorunluluk değil ama gösterebilmek tabiki bizim artmızdır zaten. Yalnız Sadece kendi zevkimize uymadığı için, bir tasarımı yada tasarımcıyı acımasızca eleştirmekte bana çok doğru gelmiyor. Bence (özelliklede tasarım yapan biri olarak söylüyorum)oradaki emeği görmeli, önce tasarımcıyı anlamaya çalışmalı ve ondan sonra eleştiriyide dozunda ve iyi bir uslupla yapmalı.Herşeyi beğenmek durumda da değiliz, zaten blog özgürlük demek değilmiydi..Sadece üslupa dikkat edilmeli diyorum.
Bloggerların moda organizasyonlarına, etkinliklere çağırılmasını gerektiğinide düşünorum çünkü, biz bilgileri güncel yayınlıyoruz, birçok modaya ilgisi olan insana bilgiyi anında taşıyoruz, o yüzden bloggerların göz ardı edilemeyecek bir artısı olduğunu düşünüyorum heleki İstanbul'un moda başkenkenti olmasından bu günlerde bu kadar bahsediyorsak. insanların daha çok bilgiye, etkinlik haberlerine ulaşması için, hatta blog işini daha profesyonel yapan arkadaşlar sayesinde moda görüşünün açılması için bloglar, hatrı sayılır bir etken.

16 Şubat 2010 14:04
biu dedi ki...

Bu yazı ve yorumlar moda blogosferi için mihenk taşı oldu. Dönüp dönüp okunası, herkesin kendine olumlu ya da olumsuz pay çıkarası güzel bir kaynak oldu, konuya değindiğin için tebrikler İconjane'm.

Kendi adıma, benim ‘Kezban Cumhuriyeti’*mde hava genel de günlük güneşliktir. Zanaat, emeğe saygı, ve bana kattıkları heyecan, mutluluk, ilham en ön plana çıkar. Olumsuzluk doğasında yoksa, bu da bir tercihtir, yanlı olmak da değildir.

Kendi Cumhuriyeti'nde herkes dilediğini över, dilediğini eleştirir. Polemik yaratmak ya da birilerini ön plana çıkarmak da tercih meseledir. Hatice Gökçe'nin eleştirisi genele vurgu yapsada, üstümüze alınıp alınmamak yine bizim tercihimiz. Aramızda kimsenin kendini kannat lideri olarak gördüğünü zannetmiyorum. Herkes işin doğası gereği düşüncelerini paylaşıyor. Bunun en kolay yolu da heralde editlenmeye mahal vermeden blog yazmak. Ne yazacağı nasıl ki sahibinin tercihiyse, hangini okuyacağı, doğru ya da yanlış bulacağı da okuyucunun tercihi. Biri kötü dedi diye ne Hatice Gökçe'nin tasarımı kötü oluyor. Ne Hatice Gökçe eleştiriler bu kadar kişisel olmamalılar deyice, blog mantığını yerle bir edebiliyor.

*alıntı: http://trofolo.blogspot.com/2010/02/tavi-vs-ozan.html

16 Şubat 2010 14:50
MISSRED'S DIARY dedi ki...

Hatice Gökçe blog yazarlarının davet edilmesine sert bakıyorsa acaba Özcan Deniz'in davet edilmesi hakkındaki yorumu nedir ben bunu çok merak ediyorum.

Bir de bence moda blogu dediğin zaten KİŞİSEL yorumunu katmalı, çeşitlilik olmalı. Herkes bir koleksiyonun sadece haberini verip, fotoğrafını koyarsa birbirinden farksız binlerce moda blogu sadece bilgi kirliliği yaratır ama sanırım yani bence Hatice Gökçe'nin istediği biraz da bu, moda bloglarında bedava reklamları yapılsın ama olumsuz bir şey söylenmesin.

16 Şubat 2010 15:04
baharnoyin dedi ki...

Turkiye'de sorun su ki, bir gazete veya dergide moda hakkinda yazan herkes ama herkes kendini moda elestirmeni saniyor. Moda elestirisi sadece Ugg botlar icin "ayyyy yeter artik kizilay mi dagitiyor bunlari?" demekle olmuyor. Lakin ulkemizde oluyor iste... Birsey yapabiliyor muyum bu konuda, hayir. Cunku benim okuyup gozlerimi devirdigim yazilari, bir baskasi okuyup "ne kadar dogru yazmis bravo" diyip alkisliyor. Once bunu anlamak lazim.

Turk moda basini, icindeki moda "meraklilari" ile moda elestirmenleri arasindaki cizgiyi daha saglikli cekmeli. Bence sorun bloggerlikla gazetecilik arasinda degil, gazeteciligin kendi icindeki dinamiklerde. Moda gazeteciligindeki normlar bu kadar dusuk olursa, bloggerlarin kisisel cabalarina cemkiremeyiz. Cunku bloggerlar benim para verip satin aldigim bir kagit parcasini isgal etmiyorlar.

Bloglarin gorevi de "kimsenin goremedigi noktayi gorup, gostermek" hic degil. Bloglarin hicbir gorevi yok zaten. Bir gorevleri olsaydi, blogspot.com blog kaydi yaparken "gorevlerinizi butunuyle yerine getireceginizi taahhut eder misiniz?" diye bir kutucuk koyardi.

Ha, tabii ki kendine bazi seyleri gorev edinen bloglar var. Bu da zamanla olusan birsey. Arz-talep... Bazi bloggerlar, yorumsuz "haber" verirler, bazi bloggerlar giyinip kusanip kendi stillerini sergilerler. Kime, ne hitap ediyorsa onu okur. Nasil ki ben, Hurriyet Kelebek'i elime alirsam "Ayna" kosesini hic okumadan gecerim, ayni sekilde browser'imin adres kutucuguna "bana" hitap etmeyen blog adreslerini girip vakit harcamam.

Uzun lafin kisasi, asil kisisel olan tercihlerimizdir, her zaman ve hayatin her alaninda oldugu gibi.

Elestiriden korkanlar, ya da soyle diyeyim, elestirilmeye dayanamayanlar, bence bloglari ve yazarlarini suclayip, okuyuculari kucumsemesinler. Okuyucu zaten kendi tercihini yapmistir, ve yapacaktir. Bu tercihleri ister Vogue'un genel yayin yonetmeni, ister 13 yasinda bir blogger gelsin, kolay kolay degistiremez.

Herseyden once, o degersiz gorulen moda bloglarini acip okumak bir tercihtir, o moda bloglari bilgisayar acildiginda pop-up seklinde cikmiyor ekranda, unutulmamasi gereken ve bu isin en basit noktasi iste budur.

16 Şubat 2010 15:15

Iconjane`cim, bu konu giderek daha cok konusulan bir konu olacak sanirim. Tum yorumlari okuyamadim ama benim fikirlerim soyle,

Hatice Gokce'nin rahatsizligini belli bir noktaya kadar anlayabiliyorum. Onca emegin uzerine her kafadan cikan yorumlari duymak rahatsiz edici olabilir hic kuskusuz fakat insan yaptigi is her ne olursa olsun olumlu olumsuz tum elestirilere acik olmalidir diye dusunuyorum... Uslubuyla yapilan her elestiri ve ovgu kisiye daha once gormedigi, dusunmedigi bir noktayi gosterme gucune sahip olabilir! Degerini bilene bir hediyedir aslinda!

Diger yandan farkli goz yorumuna ben de katilmiyorum. Moda bloglarinin en buyuk katkisi maalesef ulasilmaz gorunen Moda tasarimcilarini ve tasarimlarini daha gorulebilir kilmasi oldu. `Moda'nin demokratiklesmesi` yani halka inmesi denilen kavrama buyuk olcude katkida bulundu, bunu unutmamak gerek diye dusunuyorum!

Diger bir konu IFW katilimi. Blog yazarlarinin IFW'e katilimi aslinda sektor icin cok buyuk bir degisim! Ustelik bu organizasyonun tarafi olan herkes icin. Tasarimcilar, Organizatorler, Basin ve bloggerlarin kendileri icin! ve tabii ki her degisimin yarattigi gibi bu da bazi sancilari beraberinde getiriyor... Sonuc olarak bu degisimin sektore yarar saglar bir sonuca varmasi icin de organizatorler dikkatli olmali diye dusunuyorum! Zamanla taslarin yerine oturacagina inaniyorum...

16 Şubat 2010 16:41
Aslı Cin dedi ki...

Fail Blog, verdiğin çooook aydınlatıcı bilgi için teşekkürler ama yazının başında dediğin gibi bu sektörden olmadığın belli. Bir sezonda 1000 e yakın desen hazırladığımız olur, her desen, her renk, her pazarda ve her ülkede satmaz. Kumaş tasarımcıları 2 sene sonrasının trend ve renklerine göre hazırlık yapar ve bunu 2 sene sonrasını bilmeyen müşterilerine anlatarak satabilmesi gerekir. Allaha şükür bugüne kadar koleksiyonlarımız gayet güzel sattı, ama doğru pazara gittiğinde :)Yani üzülme, aklını kullanırsan ve çalışırsan başarılı olman kaçınılmaz, hayat o kadar da acı değil, en azından iş hayatı canımı acıtamaz.

Gelelim diğer konuya, evet yaklaşımımın arkasındayım çünkü sektör büyük, herkes çok çalışıyor ve büyük emek veriyor. Daha dün benim aşındırdığım sıralardan gelen kızın kimse kusura bakmasın ama bana bilgisi olup olmadığına bakmadan ahkam kesmesi cehaletinden ve hadsizliğinden kaynaklanır, çünkü benim o derslerin üzerine eklediğim geceli gündüzlü çalışmalarım, çok şeyden ödün verdiğim haftasonlarım, çalışmam, çabalamam ve onca yılın deneyimi var üzerine kattığım. Ben de yeni mezunken herşeyi bildiğimi zannediyordum ama hiç bir zaman burnumdan konuşmuyordum :)))

Burada nedense alttan üstten , hmmm nasıl diyordun "kaydığın" Hatice Gökçe'ye işte bu sebeple hak veriyorum. Kimileri çalışır, kimileri konuşur :)

Bu arada kimi blog tespitlerine de hak veriyorum, hakkını yememeliyim.

16 Şubat 2010 17:59
Itır dedi ki...

Dün Trendometre'nin postunda Hatice Gökçe'nin yorumunu okuyunca ilk aklıma gelen'Ağız tadıyla bir post yapamayack mıyız?'oldu.Şöyle keyifli,keyifli,gönlümüzden geçebilen konuları yazan,işleyen,resimleyen....Ama sonra biraz düşününce ve moda bloglarının da trend olduğunu göz önünde bulundurarak Hatice Gökçe'ye bir konuda hak verdim,o da üslüp sorunu.Kırıcı eleştiri kolaydır da yapıcı dil kullanmak zordur.Bu gerçekten blog yazarı için önemli bir nokta.Ama bir yandan da düşünmeden de edemiyorum ;acaba profesyonel moda dünyasında hiç mi sert cümleler yok?
.....
Blog,kişiye ait bir cumhuriyettir..İstediğini yazar,istediğini yayınlarsın.İster kendi resmini koyarsın,ister fark ettiğin bir haberi paylaşırsın.Zaten blogun var oluş amacı kişisellik değil midir?.O yüzden kesinlikle Hatice Gökçe'ye katılmıyorum.Hatta ve hatta farklı bakış açısına hiç katılmıyorum.elbette ki farklı bakış açıları ile yazanlar olduğu gibi olamayanlar da olabilir.Ama olay elinde sopa ile hımmm sen farklı bakmıyorsun,blog yazamazsına da dönüşmemeli,değil mi?:))
...
Habercilik gittikçe değişiyor,insanlar anında haberleri öğrenmek,takip etmek ve gereğinde yorum yapmak da istiyor.Bu durumdan moda haberleri de nasibini alıyor.bloglar takip ediliyor,yeni haberler paylaşılıyor.Modanin kendimizi ifade etmenin bir yolu olduğu geç de olsa öğreniliyor.Ve bu öğrenildikçe de aynı dili konuşan kişilerin paylaşımları da ortak oluyor.Burada da profesyonel moda dünyasından blogları ayırıyor.Daha gerçekçi bir dünya ile tanışılıyor bloglarda.Ticari kaygılardan uzak.
Sonuçta kimse blogunu para kazanmak için yazmıyor.
Onun için profesyoneller ister beğensin ister beğenmesin 13 yaşındaki bir kızla Marc Jacobs u yanyana göremeye tahammül edecekler...Ya da bir ayakkabı fetişistinin vouge için çekim yapmasını isteyecekler...Gidişat bu,gerisi boş konuşma,bence...

16 Şubat 2010 23:01

'yurt dışında kişilere zarar vermeden yapılan iş üzerinden hareketle yapılıyor,ama türkiyede bu yorumların yerinde yapılabildiğini zannetmiyorum' bu cumle uzerinden sorsak yurtdısından bı blog adı soyleyemeyecegınden emınım.Ayrıcada İfw'ye katılan blogger arkadsların postlarını tek tek okudum ;Tasarımcıların sadece tasarımları hakkında yorumlar wardı hiçbir tasarımcıya kişisel olarak yorum yapıldıgını gormedm(sadece genel fıkır olarak Gamze Saraçoglu'nunun sempatık oldugunu belırtmıslerdı)Çok yanlış buldum bu yorumları.

Ayrıca Her önüne gelen kendince yorumlamamış demiş .Oraya seçilmiş özel bloggerlar davet edildi.Her önüne gelen değil ve evet kendince yorumlamıştı.ZAten neyce yorumlucaklardı ki?

Hatice Gökce hakkında post yazan arkadaslar Hatice Gökce süperdi,muhtesemdi,bayıldık,içimizi kıpır kıpır etti deseler hıc bole bı acıklama yapmazdı.İnsanlar eğer birşeyler yapıyorsa eleştiryede açık olmak zorundalar.ZEvkler farklıdır.Beğenende olucak beğenmeyende.Beğenilmeyincede, karalamak çok yanlış.hiç yakıştıramadm.İconjane çok tşkler bizimle bunu paylaştığın için.

17 Şubat 2010 01:01
Hepmoda dedi ki...

Bence önce moda blogu değil de blog kavramını iyi anlamak gerekiyor. Hatice Gökçe'nin yorumlarına sert bir şekilde karşı çıkmak ona biraz haksızlık olur diye düşünüyorum. Çünkü henüz blog kavramı tam oturmamışken moda blogu kavramının insanların zihninde oturmasını beklemek yanlış olur. O sadece çok uğraş verdiği bir işin 2 acımasız kelimeyle değerlendirilmesinden hoşlanmamış ve bunu dile getirmiş bence. Çok iyi ve tecrübeli bir blog yazarıyım diyemem ama iyi bir blog okuyucusuyum ve blogları sadece blogspot uzantısıyla yazılan birşey olarak görülmesi bile bu bilgi eksikliğinin göstergesi. Neyse lafı çok uzatmamayım özetle herkese biraz zaman vermek gerekiyor bence. Benim fikrime göre de bloglar tabi ki kişiseldir ve zaten yazan kişinin fikrini yansıtmalıdır yoksa eklediğimiz şeylere 'haber' denebilirdi sadece.

17 Şubat 2010 01:10
Hepmoda dedi ki...

Bu konuyu tartışmaya açıp, yukardaki birbirinden farklı yorumları okuyarak keyif almamı sağladığın içinde sana teşekkür etmek istiyorum bu arada. Yorumumun sonuna yazacaktım unutmuşum:))

17 Şubat 2010 01:14

Herkes kendini önemli görür bu bir gerçek,
Herkesinde bir alıcısı vardır buda diğer bir gerçek. Teşbih'te hata olmaz Eşek bile yazı yazsa ilgi görür ay hayvana bak yazıyor derler. Arz talep meselesi. Kimin ne yazdıgını cok sorgulamamak lazım diye düşünüyorum.

Ama "ben daha iyiyim"in altını çizmek ukalalıktan baska birşey değil, Aslı'ya da yazmıştım samimiyetle laubalilik ince bir çizgi arayı iyi tutturmak lazım. Portal'dan farklı olmak lazım. Ben izlediğim takip ettiğim her yazıyı arkadaşım öneriyormuş gibi algılıyorum, bu doku korunmalı.

Ve kim neyi görmek istiyorsa onu işlemeli blogunda en keyifli yanı samimi yanı böyle cıkıyor bence.

Ve blog tutmayı iş olarak görmekle keyif olarak görmek? Sorsan herkes keyfi için yapıyor ama hırslar almış başını gitmiş, Afilli kelimelerle daha cok şey bilinmiş olunmuyor. Samimi olmak hissediliyor zaten.

Benim top 5'imde bu işi hakkıyla yaptıgını düşündüğüm

yorumlayarak sunmada laçin
birebir takipte cadı,
bilgisine inandıgım Aslı
ifw'deki durmak dinlenmek bilmez sorumlulugunla icon
Eğlenceli magazinsel olarak, Keyifle okuyup zevkle takip ettiğim Salıncakta2Kişi

17 Şubat 2010 17:10
fail blog dedi ki...

sevgili asli cin,

tonla sey yazdim ama saka gibi bi tek sen ustune alindin, itina ile gecirmissin :) o yuzden ben de 2 gundur dusunuyorum ve sana soyleyecek seyler hazirladim!!!

saka saka, bisi hazirlamadim, simdi yari alkollu kafayla okudum, aklima geleni yazicam :)


aslı cin; senin de koleksiyonun tutmadıysa uzgunum ama hayat cok acı, ticaret ondan da acı; ama en acısı "o kimdir ki beni elestirme hakkını kendinde bulabiliyor, benim okulumun yeni mezunu bla bla bla bla" tarzı yaklasım. yani ha hatice gokce blogger'lara kaymıs, ha sen o kızcagız icin bunları dusunmussun, sence ne farkı var? bence yok.

Fail Blog, verdiğin çooook aydınlatıcı bilgi için teşekkürler ama yazının başında dediğin gibi bu sektörden olmadığın belli. Bir sezonda 1000 e yakın desen hazırladığımız olur, her desen, her renk, her pazarda ve her ülkede satmaz. Kumaş tasarımcıları 2 sene sonrasının trend ve renklerine göre hazırlık yapar ve bunu 2 sene sonrasını bilmeyen müşterilerine anlatarak satabilmesi gerekir. Allaha şükür bugüne kadar koleksiyonlarımız gayet güzel sattı, ama doğru pazara gittiğinde :)Yani üzülme, aklını kullanırsan ve çalışırsan başarılı olman kaçınılmaz, hayat o kadar da acı değil, en azından iş hayatı canımı acıtamaz.

17 Şubat 2010 20:28
fail blog dedi ki...

simdi bak, senin de benim de yazdiklarimi yukari paste ettim, okuyana kolaylik olsun diye ;), simdi de musadenle kendi fikirlerimi yazayim..

evet moda sektorunden degilim, ama en azindan ticaret sektorunun (ve hayatin) kurallarini senin moda sektorunun kurallarini bildiginden daha iyi biliyorum.

sana cok aci bir haberim var, newsflash... hayat ve ticaret senin koleksiyonunu begenmeyen yeni mezun dallamalarla dolu.. bunlar kimi zaman patronun kizi/kuzeni/kardesi kimi zaman da genel mudurun torpillileri. ama kimi zaman da bu isi bilen insanlar.. dolayisiyla birileri senin koleksiyonunu bu yuzden begenmiyorsa yapacak tek sey cok konusmadan sineye cekmek, coz that's the way life it is.. haa ama sen bunu hatice gokce'ye hak vermeye baglayacaksan bence burada yorum yapmaya hakkin yok, cunku senin durusunla hatice gokce'nin yaptigi yorum arasinda zerre fark yok!! simdi sen bana demek istiyorsan ki hatice gokce bu karga koleksiyonunun kumaslarina falan 2 sene once karar vermis, o zaman ben de diyorum ki herhalde yukarida yazdigim kuzgun ve leylek koleksiyonlari hazir olmali ve ben de indirimdeki don-atleti almadan once bunlari gormek istiyorum!!!!!

asli'cigim bence merter matbaacilar sitesi spot ureticilerine gore biraz cok detayci, iyiniyetli ve optimist olmus yorumun, yok 2 sene sonrasinin kumasi, tasarimi, ulkeden ulkeye vs vs, sen de ben de biliyoruz ki bizim kendi ozgun tasarimimizi yaptirip da kabul ettirebildigimiz tek yer laleli pazari, onun haricinde fason bize ne veriyorsa biz de onu yapiyoruz.. o yuzden cok abartmamak ve yanlis bilgi vermemek lazim, 2 sene heheh, keske 2 sene once ben de hatice hanim'in yaninda o karga sapkalarini tasarliyor olsaydim...

seni yanaklarindan opuyorum, alinganlik yapmaya gerek yok, cok fazla ustune alinmissin bence..

;)

fail

17 Şubat 2010 20:41

style-boom'u unutmuşum oda oldukca detaylı güzel bir kaynak.

18 Şubat 2010 16:13
yesim dedi ki...

herkez çok güzel yorumlar yapmış,açok oturum gibi olmuş tebrikler.yalnız tüm bu konuşulanlar içinde merak ettiğim birşey oldu blog yazarları basın kartına nasıl sahip oluyor da defilelerden davet alıyor ,cevap veren olursa çok sevinirim.
Bu arada bende marmara G.S.F mezunu teks. tasarımcısıyım araştırıp gördüklerimi www.modaburda.net'de paylaşıyorum,sevgiler ,herkeze başarılar:))

9 Nisan 2010 10:57
Adsız dedi ki...

blog yazarları hiçbir şey değilsiniz.hazıra konarak,onun bunun yaptığını eleştirerek/değerlendirerek bir yere gelmez insan.üretken olun.topluma bir şey katın.
modaysa kesin,biçin,dikin görelim.
oturduğun yerden bi konu seçip yazmak,atıp tutmak kolay.
kendi kişisel tatmininiz için,kendinize meslek belirlemeyin.paran da varsa otur bi kenarda bir kaç kitap al,oku daha faydalı olursun topluma.
lakin tasarımın hayat kurtaracağı yok.bu yolda eskitmeyin,yıllandırmayın kendinizi.boşuna paralanmayın.
paranızla rezil olmayın.
bi düşün şu hayatta neye yarıyorum?yaptığım nedir?,gerekli midir?,neye,kime,ne faydası var?
HİÇBİR AMACA HİZMET ETMEYEN GEREKSİZ TONLARCA EMEK.
ORTADA EMEK OLMADIĞI DA SU GÖTÜRMEZ Bİ GERÇEK
NOKTA .

5 Ekim 2011 02:44

Yorum Gönder

Bu ay en çok okunanlar