Pazar Kahvesi ile Pazar Kostümü

29 Kasım 2010 Pazartesi

iconjane 1
iconjane 3
iconjane 2Uzun zamandır ne giydim postu yapamamıştım. Bu pazar günü Bebek'te kahve keyfi yaparken sevgili Moda Cadısı'nın çektiği fotoğraflar sayesinde mini bir ne giydim postu yapma fırsatı buldum. Kendisine teşekkürü borç bilirim.

Ceket - Topshop
Fular - Express
Tişört - Zara
Etek - H&M
Çanta - Badgley Mischka
Ayakkabı - Zara
Cüzdan - Michael Kors
İnce yüzükler - Zeckie
Yuvarlak yüzük - Express
Love yüzük - Forever 21

Bir de bu pazarın huzurunu bana hissettiren şarkıyı sizlerle paylaşmak istedim. Katie Melua'dan ''If you were a sailboat'' burayı tıklayıp dinleyebilirsiniz...

Blog Widget by LinkWithin

New York'a Dair Bir Potpori

27 Kasım 2010 Cumartesi

Pegu Club'daki kokteyller kesinlikle denenmeli. Hepsi birbirinden lezzetli idi. Yemekler için aynı şeyi söyleyemem ama değişik kokteyl deneme merakınız var ise Pegu Club kesinlikle uğranması gereken yerlerden biri.

New York'da caz severlerin uğramak isteyeceği mekanlardan biri olan Nublu'da, yeni albümünün kayıtları için NY'de bulunan sevgili Ferit Odman ile, harika müzik eşliğinde keyifli bir gece geçirdik. Ferit'in yeni albümünü dinlemeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Sunday Supper Holy Oink at Resto NYC...

Akşamdan kalma olmanın dayanılmaz hafifliği...

Ve akşamdan kalma olmaya mükemmel çözüm Resto'da bol yağlı bir kahvaltı masası..

Gözüme ilişen bir New York City gerçeği, ''herkes yalnız yemek yiyor''. Bu fotoğrafa baktıkça hüzünlenmemek mümkün değil.

Maalesef ismini anımsamadığım bir mekanda Feral'ın seçimi... Her zamanki gibi bana ''bir daha ben de sen ne yersen ondan yiyeceğim'' dedirten seçimlerden biri idi...

New York'ta bir Hot Dog büfesinin içinde bulunun gizli ve mini bir mekan olan PDT'ye girebilmek için içine girip telefon açmanız gereken telefon klübesi. PDT (Please Don't Tell - Lütfen Kimseye Söyleme) adı üzerinde fazla bilinmek istemeyen mekanlardan, sayı gösterim adres vermiyoruz. Ama fikir muhteşem.

Kahraman kuzenim Feral telefon klübesine girip süper kahraman kimliğine bürünmeden önce biraz oyun oynamaya karar veriyor. Ailemden normal insanlar olduğunu gerçekten düşünmediniz heralde!

Mesaj kaygılı herhangi bir şeye kayıtsız kalamadığımı bilirsiniz. Elbette bunu da görünce dayanamadım.

Ne yazık ki Türkiye pazarında Amerika'daki kadar çok farklı renklerde ve dokularda oje bulmak mümkün değil. Benim seçtiklerim çok da çılgın olmamakla beraber, bana yeter de artar bile..

Times Square'deki ışıkları öekmeden New York'a gitmiş sayılmıyormuşsun. Adet yerini bulsun dedim.

Stencil sprey boya ile tişört fikri harika, Michael Jackson'ın yanındaki Arda Turan ise daha da harika.

Dünya çok küçük. NY'ye gidiş yolunda tanıştığım arkadaşlarıma dönüş yolunda da rastladım. Sevgili Asena'nın seyahati sırasında bulmuş olduğu kitabı kıskanmamak elde değildi tabii...

Ve beni günler boyunca hiç yalnız bırakmayan, hiç bir koşulda yaşlanmayan, her koşulda eğlenmeyi bilen canım ailem!! İkinize de çok çok çok teşekkürler...

Ps. Emily, do not try to google translate this post. Even in Turkish it is not that meaningful, I can't begin to imagine what would it look like with GT : )

Blog Widget by LinkWithin

Eller, Friends, Pizza ve Süper Kahramanlar

16 Kasım 2010 Salı

Saat değişikliğine henüz tam olarak alışamadığımdan sabah erkenden uyanıp kendimi sokaklara atmam kaçınılmaz oluyor. İşte yine böyle bir dolaşma anınd New York'ta içine girdiğimde kendimi kaybettiğim mağazalardan biri olan Fishs Eddy'de buldum kendimi. Heil Eddy...

İstanbul'da öyle tabak çanak meraklısı biri olarak tanımlayamam kendimi ama Fishs Eddy'nin birbirinden yaratıcı fikirlerle ortaya çıkmış değişik koleksiyonlarının hepsine sahip olmak istiyor insan.

Misal koca bir tabak yemek sonrası, beyniminizin bize vereceği sinyali yansıtan mesajlı tabak ve sürekli eğleniyor olmama anlam veremeyen arkadaşlarımın düşüncelerine derman olan mug...


Bir önceki güne göre hava biraz serinlemiş olsa da Union Square'de, Notting Hill filminin unutulmaz sahnelerini anımsatan organik pazarda gezinmeye doyum olmuyor. Özellikle havuçlara fena halde gözüm takılıyor...


Günün devamını geçirmek üzere NY'de olan sevgili arkadaşlarım Sema ve Cenk ile buluşup mini bir tura çıkıyoruz.

New York denince akla gelen klasiklerden biri elbette Friends dizisi. Friends'in yaşandığı ev ve elbette unutulmaz cafe Central Perk. Cafe'nin isminin Central Perk olmaması Sema'yı biraz hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Ne de olsa bizde olsa ismi hemen diziye adapte edilirdi. Ekmek Teknesi isimli dizinin çekildiği fırın hemen ardından ismini Ekmek Teknesi'ne çevirmesi gibi... (yaşanmış hikayedir!)

Bleeker Street üzerindeki Rocco's vitrini harika. Tavsiye üzerine tatlıları denediğimizi de söyleyebilirim. Ancak hiçbiri kayda değecek lezzette olmadığından paylaşmaya gerek duymuyorum.

Facebook arkadaşlarım ve Tumblr takipcilerimin çok iyi bildikleri gibi mesaj içeren hemen her şeye bayılırım. Bu duvarı görünce de aklımdan ne soslar geçtiğine inanamazsınız...

Efsanevi mekan Cafe Wha! ve 27 kasımda yapılacak Jimi Hendrix kutlamalarına ithafen Jimi kapıda...

Kasımda aşk, New York'ta sonbahar, sonbaharda aşk, kasımda New York ......

Akşam üzeri acıkan karınlarımızla birlikte Bleeker Street üzerindeki Rissoteria'da bulduk kendimizi. Yüzlerimizdeki mutlu ifade, burnumuza gelen İtalyan yemeğinin mis kokusundan kaynaklanmata, söylemeden edemedim.

Sevgili arkadaşlarım ve kırmızı şarap eşliğinde son derece başarılı pizzam günün bütün yorgunluğunu almaya yetti de arttı bile.

Elbette günü bir iki dükkan daha gezmeden bitirmek olmazdı. Ancak ne olduğunu anlayamadan kendimi Urban Outfitter'ın kitap bölümünde buldum. Taşıma sorunu olmayacak olsa bütün kitapları alabilirdim. Elbette hepsini alamadım...


Düşündüm de benim hayatımda erkek olmak da zor tabii. Beklentiler hep süper kahraman seviyesinde...

Ps. Mum Dad, please ignore the red the book... : )

Blog Widget by LinkWithin

New York'ta Yemek Başkadır

15 Kasım 2010 Pazartesi

Pazar sabah kahvaltısı için evin yakınındaki Penelope's isimli cafeye attık kendimizi erkenden. Ancak erken saatlerde olmasına rağmen sıra beklemeden masa bulamadık elbette. Neyse ki kahve içerek masa bekleyebildiğimizden fazla zorluk yaşamadık.

Kahvaltı kesinlikle benim en sevdiğim öğün. Günde 3 defa kahvaltı etsem yine de kolay kolay sıkılmam. Penelope'deki kahvaltı da son derece başarılı olduğundan keyfime diyecek yoktu doğrusu.

Kahvaltıdan sonra Madison Square Park'ta minik bir gezintiye çıktık. Etrafta koşturan sincapların yanı sıra bankta oturmuş gelip geçenleri izlemekle olan cinsi de vardı...

Union Square'deki sokak tezgahlarında birbirinden mesajlı ve eğlenceli parçalara rastladık. Kahramanlara bayılırım...


Forbidden Planet isimli çizgi roman dükkanında kendinizi kaybetmemek neredeyse imkansız. Hele de konuya özel bir ilginiz var ise içerde günler geçirmek bile mümkün.



Dün gece yemek yemeyi arzu etmemize rağmen kalabalıktan vazgeçmiş olduğumuz Freeman's bu öğleden sonra biraz daha az yoğun olduğundan yemek yemeyi başardık.



Freeman's denince ilk akla gelen ''Fırınlanmış enginar'' kesinlikle inanılmaz lezzeti ile ününü sonuna kadar hakediyor.

Fotoğraftan da belli olduğu gibi cheeseburger'i de hem göründü hem de lezzet bakımından oldukça başarılı idi. Beklediğimize sonuna kadar değdi.

Sıcak havaya uyacak kıyafet arayışında kendimi Urban Outfitters'a atıp rahat bir etek ve babet alarak gün boyu rahat rahat dolaşmaya hak kazandım.

Sabahtan akşama kadar dolaşmanın sonucu olarak yorgun düşen ayaklarımı dinlendirmek için yola koyulma vakti gelmişti. Ne de olsa NY gece hayatını gözlemlemeye çıkmadan önce biraz dinlenmek gerekliydi...

Blog Widget by LinkWithin

İlk Akşam Yemeği Paella ve Bıyık

14 Kasım 2010 Pazar

Uçağım JFK havaalanına vardıktan ancak 2 bucuk saat sonra pasaport kuyruğunu ve Manhattan trafiğini aşıp uzun yıllardır burada yaşayan kuzenim Feral ve dünya tatlısı eşi Emily'nin lower east side'daki (aşağı doğu bölgesi) evlerine ancak akşam üzeri varabildim. Karnımız aç olduğu için ilk seçenek olarak Freeman's yolunu tuttuk ama 1 saat 45 dakikalık bekleme süresini göze alamayıp rotamızı değiştirdik.

İkinci seçenek olarak daha geç saatlerde olduğu için daha kolay yer bulabileceğimiz İspanyol restaurant'ı Rayuela'nın yolunu tuttuk ve aç karınlarımızı doyurmak üzere bir masaya yerleştik.

Deniz mahsülü sevenlerin son derece keyif alacağı menüden başlangıç olarak ''Jalea - Peruvian seafood tempura-shrimp, scallop, calamari and octopus with mango-aji amarillo aioli, served with red onions and yucca fries'' denedik.

Menüden Feral'ın seçimi olan Levrek'in görüntüsünü pek beğendiğimden paylaşmadan edemedim. ''Bass Chileno - Grilled Chilean seabass with manchego yuca mangu and a chorizo-salsa verde salad''

Feral'a göre ailenin yemek konusunda maceraperest olanı ben olmama rağmen bu sefer güvenli kısımda kalıp seçimimi klasik Paella'dan yana kullanım ve kesinlikle pişman olmadım. ''Paella de Coco - Valencia rice infused with lemongrass, coconut milk and ginger, served with shrimp, calamari, scallops, octopus, manila clams and peas. Served with head-on shrimp and ginger oil''

Tatlılar benim ilgi alanıma pek girmediğinden sadece tadına bakıp fotoğrafını çekmekle yetindim..

Başlangıç kokteyllerinden sonra karnımızı doyurduğumuza göre daha fazla kokteyl için bir kaç başka mekana göz atmaya karar verdik ve attık kendimizi sokaklara.

Bu arada sevgili kuzenim iyi amaçlarla komik şeyler yapılabilir diyerek Kanser Vakfına bağış toplamak amacı ile bıyık bıraktığından bahsdiyordu, illginizi çeker ve bağış yapmak isterseniz bu linke göz atabilirsiniz.

Blog Widget by LinkWithin